Anılar
Onu kaybetmenin ardından...
20 Aralık 1996 Cuma günü, Carl Sagan'ı kaybettik!







20 Aralık Cuma günü birdenbire mailler gelmeye basladi. Çok şaşırmıştım. Subject'lerinden ne olduğunu hemen anladım. Onu kaybetmiştik. Mailleri hemen okumaya basladim. CNN'e bağlanarak daha ayrıntılı bilgiler okumak istedim. Özel bir sayfa hazırlamaya karar verdim o an. HTML editörümü açıp NEW dedim. Yepyeni, bembeyaz bir sayfa açılıverdi. Bir başlangıçtı bu. Ama bir sonu yazacaktım. Devamlı olarak, arka arkaya pıt pıt sesler duyuluyordu. Bilgisayarim gelen mailleri haber veriyordu. Bu şekilde bir sayfa hazırlamam mümkün değildi. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Dışarı çıktım.


Dışarıda hafifçe yağan bir yağmur vardı. Gökyüzüne doğru başımı kaldırdığımda ise sadece gözlerime gelen minik damlacıkları farkettim. Gözlerim zaten dolu dolu idi, etrafımdaki dünya gözlerimdeki su ve gözyasi sebebi ile bambaşka gözüküyordu. Yürümeye devam ettim.

1982 yılında tanıdım ilk defa onu. COSMOS isimli bir dizi izlemiştim bir gün yurt dışında. İlk bölümü değildi. Ama sanırım 3. ya da 4. bölümü idi. Orijinal olarak izledigim bu dizideki bu adamı daha önce hiç görmemiştim. Eşsiz bir anlaşılırlıkla konuşan bu ağirbaşlı adamın sevimliliği ve dizinin sürükleyiciliği beni hemen etkilemisti. Sanırım 1 yıl boyunca her Pazar günü saat tam sabah 9:30'da başlayan bu diziyi sürekli olarak seyrettim. Her Pazar sabahi ne olursa olsun, diziyi kaçırmamak için bir gün önceden kendi kendime telkinler yapıyor, dizinin oynatılacaği günün sabahı ise erkenden kalkıyor, kahvaltımı hazırlıyordum. Televizyonun olduğu odadaki perdeleri kapatır, televizyonun sesini açar ve COSMOS dizisinin başlamasını beklerdim. Bazen de ailemle birlikte kahvaltı ederken seyreder bulurdum kendimi. Dikkatimi televizyona verir, bu cok ilginç konularla bezenmiş diziyi seyrederken çoğu kez kahvaltıdan aç kalkardim.



Dizinin dedigim gibi 1 yıl sonra sona ermesinden sonra kendimi büyük bir boşlukta buldum. Aslında tam olarak 13 bölüm olan diziyi yayınlayan tv istasyonu, bölümler çok uzun (1 saat) gelmiş olduğundan olacak, ortasından keserek 26 bölüm olarak oynatmıştı. Dizinin tüm bölümlerini defalarca seyretsem bıkmazdım. O zamanlar 17 yaşımda idim ve kendime ait bir videom da yoktu. Pazar günü aynı saatte oynatılan benzer türdeki İngiliz dizisini ise oldukça suni ve etkisiz bulmuştum.





















Derken birkaç hafta sonra, aynı tv kanali COSMOS dizisinin reklamını verdi, ilk bölümünün hemde. Böylece dizinin tekrar başlayacağını öğrenmiş oldum. Tabii ki sevinçten çıldırmıştım. O Pazar günü anlatılamaz bir açlıkla televizyonun başına geçtim ve bekledim. Metinleri hanımı Ann Druyan tarafından hazırlanan ve Carl Sagan tarafından şahsen hazırlanıp sunulan muhteşem COSMOS dizisini 1983 yılında ilk bölümünden itibaren tekrar seyretmeye başladım. Bir videomuz olduğundan diziyinin tamamını videokasete çekmeyi düşünüyordum. Ama tüm seriyi cekecek kadar kaset alamadığımdan, sadece bazı bana göre önemli kısımları videoya çekmeye karar verdim. İlk bölümün bende oluşturduğu etki çok fazla idi. Okyanus'un kıyısına uzanmiş olan Carl Sagan, sanki tüm dizinin içeriğini kapsayan bir anlatımla konuşuyordu. İlerideki okyanusun kasten yavaşlatılmış çekimleri ile Sagan'in elindeki bitkinin çiçeğine üfleyerek başlattığı yolculukla ilk bölümün de sonu gelmişti.



Orijinal olarak seyrettigimden, Carl Sagan'in kullandığı cümleler, üstün telaffuzu, o yumusak ses tonu ve dilinin akıcılığını dikkatle dinlemiş ve izlemiştim. Zaten meraklı ve de kendimce bilgili olduğum uzay konusundaki bu müthiş dizinin bilgi zenginligi, bu konulara aç olan beynime bir bir kazınıyordu. Dizinin içeriğinden çok bazen de konuların sunuluş tarzı da çok ilgimi çekiyordu. Carl Sagan'in kendi uzay gemisindeki yolculukları, zamanı ve zamanda geriye gitmeyi anlatan bölümü, gene bir gezisi sırasında bir süpernova ile karşılaştığı bölüm, Kepler olsun Kopernik olsun diğer eski astronom ve fizikçilerin hayatlarından kesitlerin büyük bir başarı ile canlandırıldığı bölümler, bunların hepsi başka bir dizi yapımcısının eline verilse idi başka türlü olurdu, eminim. Bu kadar iyi olamazdı. Aynı teknik ve imkanlar başka yapımcılara verilse idi, eminim ki Carl Sagan'in dizisi kadar iyi olamazdi. Dizideki anlatim, konuların sunuluş tarzı ve aktarımdaki vurucu etki beni derinden etkiledi. Dediğim gibi, bazen dizideki anlatılanlardan ziyade, konuların anlatılış, sunuluş tarzının neden böyle seçildiği üzerine de epey kafa yordum. Tanrım dedim, neden böyle. Neden bu kadar iyi. Nasıl bu kadar etkileyici?




















Dizinin sona ermesinden bir süre sonra sonra Türkiye'ye döndük ve 1988 yılında COSMOS dizisinin UPDATED versiyonlarını seyrettim. TRT Televizyonunda da bir kısmı gösterilen bu dizinin, belki bilerek belki bilmeyerek bazı bölümleri tekrarlandi, bazi bölümleri makaslandı, bazı bölümleri de hiç oynatılmadı!. İnsanın maymundan geldiğini gösteren o bilgisayar animasyonu çok komik bir şekilde kesilmişti. Dizinin yapıldığı yıl olan 1981-1982 yıllarındaki bilgisayar teknolojisi ile bugünkünü tabii ki karşılaştıramayız. Bugünkü teknoloji ile Cosmos dizisindeki efektlerin çok daha iyisini de yapabilirler. Ama olay yapmak değil ki. Hazırlamak, ustaca birleştirerek sunmak, sunarken de etkileyici özellikleri yerinde kullanmak. Dizideki bilgisayar efektleri ve tüm animasyonlar, o yıllara göre oldukça moderndi. Burada şunu söylemek isterim ki, şu ana kadar bu dizinin teknik başarısını yakalamış ve geçmiş bir dizi seyretmedim. Cosmos benzeri bir tarzda sunulan çok dizi seyrettim. Hepsinde de Cosmos'tan birşeyler vardi. O dizilerin yapımcıları da Cosmos'taki o büyüleyici anlatımdan etkilenmişlerdi. Ama yapamadilar. Hepsi güzel bir anı olarak unutuldu.



Bugun 20 Aralık 1996 ve artık o yok. Bu geç saatte hazırladığım bu sayfada başka nelerden söz edebilirim ki. Onun tüm kitaplarını okudum, tüm dizilerini seyrettim. 1988'de "Save The World" isimli çevreci belgeselde de finalde çıkıp kalabalığa yaptığı konuşmasını izlerken, "ne kadar yaşlanmış" dedim içimden. O zaman 55 yaşında idi. Ben ise 22.



Tüm hayatım boyunca benim unutmayacağım birçok bilgiyi ondan öğrendim. Onun dizisini orijinal olarak seyredebildiğim için gerçekten çok şanslıyım. O zamanlar diziler çok uzun yapılırdı. Bir Uzay Yolu dizisi bile bazen 1 saatten fazla sürerdi. Ama bu COSMOS denen dizinin hiç bir bölümünden sıkılmamıştım. Tek bir baştan savma bölüm yoktu. Bu özenin, bu olağanüstü anlatımın ardındaki parlak beyinleri düşündüm. Hangi teknik kişiler yardım etmişti. Bu merak dizinin sonunda verilen yazıları ilgi ile izlememi de sağlamıştı.



Tüm yazılar bitip te diziyi yapan firma KCET 1981 yazısı görüldükten sonra sanki dizi yeniden baştan başlayacakmış gibi veya başka bir bölümü başlayacakmış bir atmosfere bürünüyordu. TRT televizyonu dahil, bu diziyi seyrettigim tüm yabancı kanallar, bu dizinin sonundaki tüm yazıları asla kesmediler. Hepsi sanki fikir birliği etmişçesine bu dizinin yazılarını olabildiğince uzun verdiler. Bu da ayrı bir merak konusu oldu benim için. Çünkü dizinin bitiş sahnesi bile başlıbaşına bir olay idi. Dizi bitmiyordu, sanki birşeyleri başlatıyordu ! Bu dediğimi diziyi seyredenler anlayacaktır. Evimde ki pekçok ansiklopedide PIONEER ve VOYAGER uzay aracı ile ilgili yazılar vardı. PIONEER aracının üzerindeki altın plakanın, PIONEER'in uzun seyahati boyunca üzerinde bulunacağını biliyordum. Ama o plakanin oraya takılması fikrinin Carl Sagan'a ait olduğunu 1980'li yıllarda bilmiyordum. Bunu sonradan Internet'ten öğrendim. Mars'ta bulunan hayatla ilgili konuşmasını ise buraya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

















O'nun hakkında son söyleyeceğim şu olabilir. Tüm dünyaya astronomiyi sevdirdi. Dünya'mızı sevmeyi, evreni anlamımızı öğretti. Dünya'nın heryerinden gelen değişik dillerde yazılmış yüzlerce e-mail sahipleri ağızbirligi ediyorlar, "O'nu kaybettik" diyorlar. O'nu kaybetmedik. O'nun içimizdeki ışığı asla sönmeyecek, ebediyete degin
...
















20 Aralık 1996